bacaksız

Cumartesi, Şubat 18, 2006

Nükleer Fizik

Jump to: navigation, search
Güçlü nükleer kuvvet, atomun çekirdeğindeki protonların ve nötronların dağılmadan bir arada durmalarını sağlaması. Atomun çekirdeği bu şekilde oluşur. Bu kuvvetin şiddeti o kadar fazladır ki, çekirdeğin içindeki protonların ve nötronların adeta birbirine yapışmasını sağlar. Bu yüzden bu kuvveti taşıyan çok küçük parçacıklara Latince'de "yapıştırıcı" anlamına gelen "gluon" denilmektedir. Bu yapışmanın şiddeti çok hassas bir denge sağlar.

Çarşamba, Şubat 15, 2006

Ahanda Metafizik Ögeleri

Jump to: navigation, search
Metafizik felsefe'nin bir dalıdır. Varlık, varoluş, evrensel, özellik, ilişki, sebep, uzay, zaman, olay gibi kavramların üstündeki çoğu temel kavramın incelenmesidir. Fizikblimlerin ötesinde kalan bilmlerine, ilk felsefeciler tarafindan verilen ad. Hayati önem ancak bilim denegim (experiment) disinda kalan bilgi tarlasi. Genelikle metafizik bilgileri Aristo neslinden den önce gizli tutulan bilimlerdir.
Metafiziği tanımlamaktaki zorluk Aristo'nun bu alana ismini verdiği yüzyıldan bu yana bu alanın gösterdiği değişimdir. (Metafiziğin ilk anlamı için lütfen aşağıya bakınız). Metafiziğin konusu olmayan konular metafizik içine dahil edilmişlerdir. Yüzyıllarca metafiziğin içinde olan Din felsefesi, Aklın felsefesi, Algı felsefesi, Dil felsefesi ve Bilim felsefesi gibi konular kendi alt başlıkları altında incelenmeye başlanmıştır. Bir zamanlar metafiziğin konusu içinde yer almış konuların hepsinden söz etmek çok yer tutabilir.
Temel metafizik sorunları hep metafiziğin konusu olagelmiş konular olarak tanımlamak mümkündür. Bu sorunların ortak niteliği hepsinin ontolojik sorunlar olmasıdır.


Metafizik kelimesinin kaynağı
Eski Yunan filozofu Aristo Fizik ismi verilen bir seri kitap yazmıştır. İlk sürümlerinden birinde Aristo'nun çalışmaları bazı kitap grupları Fizik 'ten hemen sonra yer almıştır. Bu kitaplar felsefi sorgulamanın temel alanı ile ilgili idi ve o zamanlar bir ismi yoktu. Bu sebeple ilk Aristo uzmanları bu kitaplara "ta meta ta fizika" yani "fizik ile ilgili kitaplardan sonra gelen kitaplar" ismini vermişlerdir. Bu 'metafizik' kelimesinin kaynağıdır.
Dolayısıyla etimolojik olarak metafizik Aristo'nun toplu olarak Metafizik adı verilen kitaplarının konusudur. Etimolojik anlamda 'metafizik' sadece Aristo'nun Metafizik kitabının çalışma konusu manasına gelmektedir

Pazartesi, Şubat 13, 2006

Eveeet

Uzun uzun uzun bir aradan sonra tekrar göremediğim peçeli ! hayranlarımla beraber olmak ne güzel bir duygu.En son hogwarts maceralarından sonra yeniden Coruscant a döndüm. Beni kurtaran gizemli kişinin kimliğini araştırmaya verdim kendimi. Uzakalardaki bir yıldız sisteminde beni kurtaran kişinin balistik raporlara göre robot resminin çizilip araştırılmasını Luke kardeşimizden rica ettim . O da beni kırmadı sağolsun , araştırın lan ne bakıyonuz bana dedi. Aslında luke kardeşimizin yeni imajı her ne kadar bıyıklı ve benli olursa olsun köylü olma konusunda anakini geçemez. Yani düşünsenize darth Vader ın köy meydanında kızlara laf attığını . Veyahut Darth Maul le Dart Sidious un beraber takıldığı gece barında basıldığını . Yani nasıl olurdu diye bi düşünün elim yoruldu söz yarın yazcam yazı.

Cuma, Şubat 03, 2006

Hogwarts


Gelelim Hogwarts 'a . Şimdi Benim Hogwartsa öğretmen olarak girdiğim zaman Hayri Bodur Meselesinden Bir sene önceydi. Albus Percival Wulfric Brian Dumbledore 'a gidip (kısaca büyük D) öğretmen olcam ben bu işe yeteneğim var hissediyorum , evli değilim bekarım , iki yıl Jedi Şövalyesi mastırım var. Senmisin bunu söyleyen . Büyük D ' nin yıllar önce Yodayla bi anlaşmazlığı olmuş kumar masasında , Yoda hafif içkiliymiş , Büyük D ' ye para yerine biraz Işın Kılıcı göndermesi yapmış. En sonunda Büyük D buna lanetler yollamış Yoda da boyuna posuna güvenemeyip pencereden tüymüş. Bizim Big D 'de pencereye sığmamış oda Yoda nın masaya olan borcunu zorunlu ödeyip Kaçmış. Adam benim bu söylediğimi duyunca gözleri falan kanlandı , asayı çıkardı , Darth Vader gibi soluk almaya başladı. Bende eskiden gelen bir huyla 2 dakikada tüydüm oradan. Sonra beni arazide yakaladı.İnsafsız bana bol bol iksir içirip işkence etti . Sonra da beni göle attı . Ben nası ordan çıktığımı bilmiyorum.Herhalde Skywalker ' lardan biri çıkardı çünkü (ya hangisi olduğunu da bilmiyom Sürü Skywalker var anasını satiim)üstümüze salınan büyülerden bi ışın kılıcı sesi ile kurtulduğumuzu hatırlıyom işte o.

Perşembe, Şubat 02, 2006

Yeni Bir Jedi


Arakdaşlar Üsttede göründüğü gibi size jediken çekilmiş bir resmimi yolluyorum. Resimi bulmak için eski arşivlre Luke Babanın yardımıyla girebildim. Dedim arkadaşlara göstercem ver ulannnnn! Sindi verdi tabii fotoğrafı. Şimdi siz öüne niye bakıyosun diyeceksiniz bende ilk önce cevap vermemek için nazlanacam sonrada Önümdeki astro droid yüzünden dicem. Artooo. Tabikide. Vikleyip durduğu için önümde bende onu tekmeledim Luke baba beni o yüzden jediliktan attı. Bende sinirlenip sithlere gircektim Darth Vader Kadromuz dolu dedi Ondan sonra üniversite mastırı yapmamışım. Allah Allah ya! Sen orda elinde kılıç adamları doğrucan onun için benden üniversite mastırı istedi. Şerefsiz demek gençken şanıma yakışmazdı .O yüzden diyemiyorum. Çünkü bende hiç bişey yok herif sürekli nefes alıp el kol hareketleri yapıyo bana . Tiki var heralde sürekli ışın kılıcını açıp durdu. En sonunda doğranmadan tüydüm ordan bende Hogwarts iş aramaya başladım . O macerayı size daha sonra anlatırım

Çarşamba, Şubat 01, 2006

Ata Demirer ' in esprisinin devamı :) Ben getireceğim :(


Ata Demirer bir programında Kaadir İnanır la Saruhanın Karşılaşmasının Esprisini yapıyor. (Burda Asuman Ablama Teşekkürlerimi İletiyorum ) Aslında Şöyle Sormak Lazım : Aragorn la Cüneyt Arkın karşılaşırsa. Al başına belayı . Bütün dünya üstümüze yıkılır valla. Bi yandan hayalet ordular , bi yandan ağzı yüzü kırık Haaaa ! Huuuu ! Ahhh ! demekten başka işi olmayan zavallı Bizanslılar.(Hayatımda en merak ettiğim soru şu . Ya bu Kara Murat falan bi kerede bi kale dolusu bizanslıyı öldürüyo . Abi hiç mi farkedilmiyo Osmanlı ordusu tarafından ? Düşünsene adamı salacaklar Kaleye . 3 saat sonra Bizanslılar kaççak pusuda bekleyen Osmanlı Askerleride lüp lüp yuvarlıcaklar onları. Hem bu herif bütün kralları öldürüyo filmlerde . Herifçioğlu nun tarihçesinde hepsi ya savaşta ölmüş , ya yaşlılıktan , ya hastalıktan , ya da isyan çıkmış falan ... ) Şimdi Aragorn Çekiyo ünlü kılıcını bizim adamda hiç bi eşya silah milah yok. Aragorn buna palandir le saldırıyo Bizimki hayt huyt haaaaayt Breeeeeeeeeee diyo Aragorn Kaçıyo Falan . Olsun önemli değil bu iş filmcilere bağlı dimi ya ni ?

Cuma, Ocak 27, 2006

Mozart


Onsekizinci yüzyılın ortalarından beri müzik alanındaki harikalardan söz ederken "Yeni bir Mozart" deyimini kullanmak adet olmuştur. Yeni bir Mozart deyimi, hem doğuştan üstün bir yeteneği, hem de verimli bir yaratıcılık gücünü ifade etmektedir. Ne var ki, şimdiye kadar gerçekten ikinci bir Mozart yetişmiş değildir.
Mozart kısacık bir ömür için inanılmayacak kadar çok eser yarattı. Ludwig von Köchel'in kataloğundan sayısının 626'yı bulduğu görülen bu eserlerin çoğunluğunu klasik müziğin hemen her çeşidindeki anıtsal örnekler oluşturmaktadır. 49 senfonisi, 20 kadar opera ve 20 kadar da piyano konçertosu vardır.
Bu büyük ustanın günümüze kadar yansıyan müzik anlayışı ve müziğinin niteliği, on sekizinci yüzyıla "Mozart Mucizesi" damgasını vurdu. Mozart mucizesi, derin görüşlü sayısız uzmanın araştırmalarına rağmen büyük bir olasılıkla hiç bir zaman tam bir aydınlığa kavuşturulamayacak, sihir gücünün esrarı sürüp gidecektir. Kesin olarak söylenebilecek tek şey, dehasının sentetik ve evrensel olduğu, müzik dilinin de uluslararasi bir değer taşıdığıdır.
Mozart, en çeşitli, hatta birbirini tutmayan etkileri şaşılacak bir kolaylıkla, ahenk içinde birleştirmiştir. Eserlerinde antik çağların polifonisini, Orta ye Kuzey Almanya'nın barok müziğini, İtalyan operasının yeni katkılarını, Viyana Mannheim okullarının çalgı müziği tekniğini ve o zamanki Fransız müziğinin özelliklerini bağdaştırmayı bilmiştir. Romantizmin ilk belirtilerini taşlmakla beraber Mozart her şeyden once İltalyan operasından türeyen melodi anlayışına bağlı bir sanatçıdır. Hiç bir müzikçi onun kadar, eserlerinde inişli çıkışlı, sevinçli ve hüzünlü bir yaşamın kararsızlıklarını yansıtmamıştır.
Ortaya çıkardığı her yeni eserini dinlerken tabiatin bu harika çocuğuna hayranlığı daha da büyüyen ünlü düşünür Goethe, O'nun yeteneği ve müziği hakkında, "Tanrı ve doğanın yüzüyle karşımıza çıkan, dolayısıyla kalıcı ve sürekli olan eylemleri doğuran üretici gücün dışında nedir üstün yetenek? Mozart'ın bütün besteleri işte bu nitelikleri taşır; onlar da, kuşaktan kuşağa etkili olan ve yakın bir zamanda tükenecek gibi gözükmeyen yaratıcı bir güç var" demiştir.
Pekiyi, Mozart Tanrı'nın kendisine armağan ettiği bu yaratıcı gücü nasıl etti de, etkisi çağları aşan şaheserlerini ürettiği o erişilmez doruğa çıkardı?
Onsekizinci yüzyılda müzik sanatında büyük değişiklikler oldu. Önceki yüzyılın özenilmiş şekiller ve desenler içinde gelişen, süslü ayrıntılardan ibaret ve ifade ağırlığından yoksun eski "Barok" geleneğinden sıyrılan müzik, yeni anlayışla, insanın gerçek mücadele dünyasını yansıtan bir araç olarak gelişti. Kuşkusuz bu gelişmede Büyük Fransiz Devrimi' ni doğuran düşüncelerin etkisi büyük olmuştur.
Bu yeni müziğin, armonik hareket, dinamik ritimsel kontrastlar üzerine kurulu bir biçimi vardı. Bu yeni biçimler senfoni, uvertür, konçerto, sonat ve yaylı çalgılar dörtlüsüdür. (İki kemanla bir viyola ve bir çellodan oluşan)
Melodi bu müziğin biçiminde birincil durumda idi ve müziğe duygusal renkler katan değişik armonilerle destekleniyordu, halk şarkısı ve halk dansı da zengin biçimde kullanılıyordu.
Gerçekte bu yeniliklerin kökleri, daha önceki ve daha az tanınmış bestecilerdir. Fakat J. Haydn ve L.V. Beethoven'ın yanı sıra Mozart, bu yeniliklerin müzik dünyasına egemen olmasını sağlamıştır.
Genç Mozart, hocası J.Haydn'ın da katkısıyla, gerçek bir dünyada gerçek insanların hareket ve duygusal dramlarını yansıtmayı gaye edinen yeni müzik anlayışının zengin olanaklarını çok iyi görüp değerlendirdi; zengin armonileme ve orkestra egemenliği gibi getirdiği yenilikler yanında, çok daha geniş bir yapı dizesi içinde ifade ağırlığını ve değerliliğini belirginleştirme tekniğini ustalıkla kullanmak suretiyle, bu yeni akımın günümüze kadar gelen ölümsüz eserlerini yarattı. Müziğinde dehası, nükteciliği, hüznü ve hırsı anlam buldu.
Mozart'ın tanrısal seslerle ördüğü ölümsüz eserleri, yoğun olarak SEVGİ, NEŞE, COŞKU ögelerini taşımakta, insanları birbirine yaklaştıran DOSTLUK ve KARDEŞLİK duygusunu coşturmaktadır.
Mozart'ın müziği, içinde taşıdığı anlamları kendi sihirli notaları ile kalplerde duyurur. Mozart hayranlarının, "Fakat Mozart başkadır, onun işi kalplerledir. En küçük bir melodisi bile hemen kalbin yolunu bulur" demeleri de bu yüzdendir.
Mozart'ın yaşamı ve müziği üzerinde çalışmalar yapan Çek asıllı Amerikalı müzik bilgini Paul NETTL'in dediği gibi, "Mozart insanlığa firtınalı ruhları sakinleştiren, acılan gideren, monoton ve melankoli dolu zamanı güzelleştiren, insanlara sevinç veren, onlara güzel duyguları aşılayan müziği ile hizmet etmiştir."
Mozart insanları ölçüsüz derecede seviyordu ve bu sevgisini onlara bıraktığı ses anıtlarıyla kanıtladı. Bu ses anıtlarında üzerinde yaşadığımız dünyanın gerçek anlamını yani İNSAN SEVGİSİ'ni göstermeye çalıştı. "Sevgi, dostluk ve müzikle oluşur. O da, bilgi sahibi, duygu sahibi olmayı gerektirir, yaşamın üstün düzeyine ancak böylelikle varılabilir" diyordu.
Mozart, bütün eserlerinde GÜZELLİK ve SEVGİ'yi daima ön plana çıkarmıştır. Bir çok bestesini çocukluğunda oynayamadığı oyunların özlemini gidermek, tadına varabilmek için adeta onları birer çocuk oyunu yerine koyarak yapmıştır.
Eserlerinin hepsinde yalınlık ve dinginlik egemendir. Bu özellik, eserlerindeki şekil mükemmelliği ile öz derinliği arasındaki harikulade ahenkten ileri gelir. Mozart müziksel ifadede durmadan daha zengin, daha derin ve daha yeni olmaya çalışmıştır. İşte Mozart müziğinin bu dokusu, insan ruhunda Nettl'in de belirttigi etkileri yaratan sihirli gücü ortaya çıkarmaktadır.
Piyano için yazdığı eserlerde, melodi zenginliği, olağanüstü aydınlık ve ince bir yapı göze çarpar. Armoni ve melodi yalınlğı içinde soylu, ama çeşitlilik kapsayan bir ruh zenginliğine erişilmiş olduğu görülür.
Mozart, "melodi müziğin özüdür" diyordu. Bu yüzden eserlerinin hepsini, dinleyen kalpleri ışıltılarıyla aydınlatacak olan tarifsiz güzellikteki melodilerle bezendirmiştir.
Mozart'ın doyulmaz güzellikte ses dantelleriyle dokuduğu anıtsal eseri "Don Giovanni"yi büyük Alman ozan ve bestecisi Hoffmann, "Operaların operası" diye över ve pek çok müzik eleştirmeni, tarihçisi ve uzmanı da hak verir bu yargıya.
Gerçekten de, bu esere türleri arasında belirli bir yer bulmak güçtür. Mozart'ın dram anlayışı ve estetik görüşü yanında, derin anlam ve simgeler taşımaktadır. Eserde Mozart'ın kendi insancıl inancından esinlenmiş bir çabaya yöneldigi ileri sürülür. İşte bu özelliği, "Don Giovanni"yi yüzyılların ötesine itecek, Goethe gibi güç beğenen bir dehaya "müziğin karakteri Don Giovanni gibi olmalı. Faust'u yalnızca bir Mozart besteleyebilir" dedirtecektir.
Eserin uvertürünü, Mozart son anda, ilk temsilden bir önceki gece sabahlayarak yazmış uykuya dalmamak için eşi Constanze'dan yanında durmasını ve dans etmesini istemis.
Neden böyle olmuştur? Çünkü, kafasındakileri daha kağıda dökmeden önce bestenin bitmiş olması, Mozart'ın belli başlı bestecilik özelliğidir. Müziğini notaya geçirmesi Q'nun için yalnızca mekanik bir iştir. Dolayısıyla bu işi daima son ana bırakmayı tercih etmiştir. Eserlerinin çoğu, uzun süreli tasarım ve değerlendirmelerin ürünüdür. Bunları, çok sevdiği bilardoyu oynadığı sırada bile, aceleyle kaleme aldığı olmuştur. Bu tutumunu, O'nun sanata karşı gevşek davrandığı biçiminde değerlendirmek yanlış olur. Zira, en hızlı yazdığı zamanlarda bile, el yazısı o kadar açık, seçik ve düzgündü ki, daha sonra temize çekme gereğini hissetmemiştir.


Not : Mozart 'a olan sevgimi anlamışsınızdır umarım . Mozart ' ın piyano bestelerini çok zor çaldığım için bükemediğim eli öptüm bende bu kadar yazı buldum.